Cadı Melda

“Cadılık benim neyime,
Tombul bir kedi takılmış peşime,
Üç adım var peşimdeki sese,
Kahkahası takılmış dilime,
Hasta mıymış acaba kısılmış sesime,
Yok muymuş birisi yerime,
Upuzunmuş saçları kıvırcık tam beline,
Sihirli bir varlık gelmiş evime…”

Kahverengi kitaplığın önünde minik sandalyesinde oturuyordu. Hemen önünde koyu renkli masası solunda ise yatağı duruyordu. Tam karşısındaki pencereden dışarısı gözüküyordu. Sandalyesine sinmiş elindeki masal kitabını sıkıca tutuyordu. Hava kararmış uyku vakti gelmişti bile. Melda ise elindeki kitaba dalmıştı. Hatta o kadar odaklanmıştı ki perdelerini çekmemiş masa lambasını bile açmamıştı. Tam o sırada içeriye annesi girdi. Elinde ütülenmiş ve katlanmış çamaşırlar vardı. Kızına yaklaşarak elini omzuna koydu.

“Haydi Melda, uyku vakti!” Elini omzundan çekerek perdeleri çekti, odadaki ışığı açtı. Kızının dolabına yaklaştı ve elindeki kıyafetleri yerleştirdi. Melda hala daha yerinden kıpırdamamıştı. Tekrar uyarmak için konuşacaktı ki elindeki masal kitabına baktı. Dedesinin ona aldığı masal kitapları arasından en sevdiğiydi. Neden hep aynı şeyi okuduğunu anlamıyordu. Sevmesini anlıyordu ama her seferinde okumaktan sıkılmıyor muydu acaba?

Kızına dönerek “Neden hep aynı kitabı okuyorsun canım? Oysa deden sana bir sürü kitap almadı mı?” dedi. Melda omuzlarını silkti.

“Bu farklı anne.” Annesi anlamaz bakışlarıyla bakarken Melda ekledi “Bu Cadı Masalları…” dedi başlığa vurgu yaparken. “Cadıları çok mu seviyorsun?” dedi annesi. “Evet.” dedi Melda saçlarını geri atarken. Kızıl kıvırcık saçları o kadar kabarmıştı ki ilgi dolu gözleriyle tavanı izlemeye başladı. “Çok…” dedi o harfini uzatırken. “Cadı olmak çok güzel. Okula gitmiyorlar, erken kalkmıyorlar ve kedileri var.” dedi kıkırdarken. Annesi kızının gülmesini mutlulukla izlerken ekledi. “Cadı olmak istiyorsun yani?”

Melda kafasını aşağı yukarı salladı. “Cadı olmak için tüm kitaplarımı verirdim.” Annesi oda kapısına doğru giderken “Fakat şu an cadı değilsin. Gitmen gereken bir okulun var. Yarın sabah erken kalkacaksın. Ben masayı toplarken sen de yerine yat.” Melda omuzlarını çekti. Kitabını sertçe kapattı.
Annesi ise kızının bir şey demediğini görünce sessizce odadan çıktı. Melda annesi gider gitmez sandalyeyi ayaklarıyla sertçe geriye itti. Işığı kapattı ve yatağına yattı. Önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa döndü. Uyuyamıyordu. Annesinin öğrettiği gibi beş dakika hareketsiz kalmaya çalıştı.

Ardından uykusu gelecekti. Dediği gibi de oldu, uykusu gelmişti. Tam o sırada üç sert vuruş pencere camına çarptı. Tık, tık, tık… Başka bir çocuk olsa çoktan çığlığı basardı. Melda sese anlam verebilmek için yattığı yerde doğruldu. Önce duraksadı ardından pencereye bakmak için ayağa kalktı.

Masasının üstünden perdenin ucunu tuttu ve üçten geri sayarak perdeyi çekti. Tam o sırada karşısında gördüğü şeyden irkildi ve geriye doğru birkaç adım attı. Karşısında kocaman, siyah tüylü, yeşil gözlü, sert bakışlı bir kedi duruyordu. Gözleri fener tutmuş gibi parlıyordu. Yaşlı, huysuz bir insan gibi bakıyordu.

Melda, pencereye yaklaştı tek hamlede açtı. Kedinin içeri girmesi için el kol hareketleri yapmaya ve miyavlamaya başladı. “Gel pisi pisi, miyav…” Kedi döndü birkaç adım attı ve Melda’ya bir bakış attı. Melda o sırada asla yapmayacağı bir şey yaptı. Masasının üstüne çıktı pencereyi biraz daha araladı ve dışarıya çıktı. Bu pencerede demir parmaklıklar yok muydu? Yoksa yanlış mı hatırlıyordu? Bunun
üstüne düşünmemeye karar verdi. Bir kukla gibi hissediyordu. Sanki bu davranışları o yapmıyordu.


Kedi, Melda’nın dışarı çıktığını görünce bir zafer kazanmış gibi gülümsedi ve birkaç adımda ormana doğru daldı. Melda, şehir dışında yaşamıyordu. Kedinin gittiği ormanın olduğu yerde küçük bir park yok muydu? Orman da nereden çıkmıştı? Kedinin adımlarını takip etmeye başladı. Yürüdü, yürüdü ve yürüdü. Ta ki kedi onu o yere götürene kadar.

Geldiği yere şaşkınlık içerisinde baktı. Küçük fenerlerle aydınlatılan birden fazla kulübenin olduğu geniş bir araziye gelmişti. Ortada koca odunlardan çıkan kırmızı ateşe ve etrafında duran cadılara baktı. Bir ayine benziyordu. Kedi koştu ve cadının pelerininin altına girdi. Kedinin gittiği cadı Melda’yı fark etti ve gülümsedi. Bir cadıdan daha yaşlı, zayıf ve çirkin gözüküyordu. Masal kitabındaki gibi genç ve güzel bir cadı değildi. Üstündeki pelerin simsiyah, güzel ve parıltılı değildi. Aksine ucuz bir kumaştan dikilmiş ve birçok yamaya sahipti. Boynundaki kolye dikkatini çekti. Eski duruyordu. Yine de her şeye rağmen onlar cadıydı. Bunu düşününce Melda küçük dilini yutacak gibi oldu.

Bu gördükleri bir rüya mıydı? Kesinlikle öyle olmalıydı. Cadılar birden Melda’nın etrafını sardı. Melda cılız bir sesle “Siz… Gerçekten cadı mısınız?” dedi. Cadılar hep bir ağızdan güldüler. İçlerinden daha iri duran cadı yaklaşarak “Evet.” dedi. Melda’nın yüreğini bir heyecan kapladı. “Ben de sizler gibi olmak istiyorum.” dedi.

“Demek bizler gibi olmak istiyorsun.” dedi cadı kocaman gülümsemesiyle. “Emin misin Melda? Bu senin için zor olacak.” dedi cadı. Melda adını bilmesine mi şaşırmalıydı yoksa gerçekten olabileceğine mi? Kafasını yukarı aşağı salladı. “O halde benimle gel.” dedi cadı ve onu kolundan tutarak küçük kulübesine soktu. Kafası neredeyse tavana değecekti. Nasıl olur da bu kadar büyük bir
cadı bu küçük kulübe de yaşamayı seçerdi ki? Bunu sormanın sırası değil diye düşündü ve cadının yaptığı hareketleri izlemeye başladı. Cadı önce ateşi yaktı ve kazanı ısıttı. Melda şaşkınlıkla izliyordu.


Defne otu, zencefil ve bazı bitki tohumları ekledi. Yine birkaç çeşit mantar, ot ve bilmediği birkaç cam şişeden de sıvı ekledi. Biraz daha pişirdikten sonra tabaklara koyup masanın üstüne bıraktı.


Melda bunun bir büyü olacağını düşündü. Muhtemelen cadı kendisinden onu içmesini isteyecek ve birden o da sihirli güçlere kavuşacaktı. Öyle değil mi?

Cadı, Melda’ya dönerek “Hadi gel. Misafirlerimi aç bırakmayı sevmem dedi ve kendisi de masaya oturdu. Melda “Nasıl yani bu bir ziyafet mi?” dedi.

Cadı başını aşağı yukarı salladı ve oturması için sandalyesini çekti. Masaya bir göz gezdiren Melda ikinci hayal kırıklığına uğradı. Bu nasıl bir ziyafetti? Dedesinin aldığı kitaplarda cadılar güzel yemekler yerlerdi. Oysa karşısında bir tavuk kızartması veya güzel şerbetli tatlılar beklemişti. Bu da neydi böyle?

“Benim bildiğim cadılar böyle şeyler yemezler ki. Güzel yemekler yerler, süpürgeleriyle uçarlar, kedileri vardır ve onlarla yaşarlar.” dedi tek solukta Melda. Cadı öyle bir güldü ki Melda’ya.

“Onlar masallardadır. Biz ne bulursak onu yeriz. Bazen birkaç mantar, bazen tohum bazen bitki kökleri. Benim gibi yaşlı ve zavallı bir kadın nasıl zengin olsun ki? Bahsettiğin güzel yiyecekleri yiyebilmek için para lazımdır. Süpürgelere gelecek olursak onlar bizim evleri temizlememizi sağlarlar. Gerçekten bunun üstüne binip uçulacağını sana düşündüren nedir? Kedilere gelecek olursak evet kedilerimizle yaşarız fakat cadı olmak sandığın kadar güzel bir şey değil. Cadıları seven bir çocuk ilk defa görüyorum. Kim cadı olmak ister ki? Üstelik rahat ve sağlıklı bir şey bile değil.” dedi cadı.

“Bu büyük cüssemin sığabileceği minicik kulübem, aç bir karnım ve birkaç arkadaşım dışında kimsem yok.” diye de ekledi. Melda bunu beklemiyordu. Sahiden cadı olmak böyle bir şey miydi? Nasıl olabilirdi? “Nasıl yani? Gerçekten mi?” dedi büyük gözleri koca koca olmuştu. Ağlamaklıydı. “Seni hayal kırıklığına uğratmak istemezdim.” Melda boynunu büktü ve ayak uçlarına bakmaya başladı.

“Senin için yapabileceğim başka bir şey var mı?” diye ekledi cadı. O sırada pelerininin altındaki kedi çıktı ve Melda’nın önünde durarak kuyruğunu sallamaya başladı. “Kedinizi sevebilir miyim?” dedi dolu gözlerle. “Elbette.” Kediye yaklaştı başını ve çenesini okşadı. Tüylerini parmaklarıyla tararmış gibi geçirdi. Kedi sıcak, küçük ellerden mutluydu. En sonunda gitme zamanının geldiğini fark etti ve ayağa kalktı. “Teşekkür ederim, kendinize iyi bakın.” dedi. “Ben teşekkür ederim küçük kız.”

El salladı ve geldiği ormanın içinden odasına geri döndü. Pencereden geçti, kapattı ve yerine yattı. Sahiden bu gece yaşadıkları neydi? Hiçbir şeyin aslında uzaktan göründüğü gibi olmadığını düşündü. Masallar ve gerçek hayat nasıl da farklıydı? Sanırım bundan sonra cadı olmak istemiyordu. Evet, evet istemiyordu.
Tüm bunları düşünürken uyuyakaldı.

Yorum bırakın