Çekimlerinden, fragmanına, verdiği mesajlardan vizyonuna kadar olay olan, 2023 yazının en çok beklenen ve gişe rekorları kıran “Barbie” filminin bir eleştirisini de biz yapmayalım mı? Dikkat: Spoiler içerir!
Filmin yapımcısı, başta sadece yapımcı olarak kalmak isteyen fakat “Lady Bird” ve “Little Women” filmleriyle tanınan yönetmen Greta Gerwig’in önerisiyle başrol de olan Margot Robbie. Robbie, filmin başrolünü Ryan Gosling, America Ferrera ve Ariana Greenblatt ile paylaşmakta. Aynı zamanda Marvel filmlerinden tanıdığımız Simu Liu, Kingsley Ben-Adir; WWE’den John Cena ve filmin müziğinde de katkıda bulunan Dua Lipa isimler de filmde yer almakta. Anlayacağınız kadro oldukça geniş ve zengin.
Filme gelecek olursak, açılış sahnesi Stanley Kubrick’in “2001: A Space Odyssey”den ilham alınan bir sahneyle başlıyor. Tüm kız çocukları sıradan, koca kafalı, altı değiştirilen bebekleriyle oynarken birden devasa boyutta 1959 yılında yani ilk üretildiği zamanlardaki ikonik mayo kıyafeti ve kaküllü sarı saçlarıyla başka bir oyuncak bebek belirir.

İşte bu, Barbie’dir. Çocukların bu bebeğe annelik yapması gerekmez. Doktor, astronot, Nobel ödüllü bir yazar ya da başkan olabilir. Hep bir lüks evi, arabası ve istediği her şeyi alabilecek kadar parası vardır. Kısacası Barbie, güçlü bir figürdür. Bir de erkek arkadaşı vardır, Ken. Ama o “sadece Ken”dir. Hayatında yalnızca Barbie’yi destekler, onunla vakit geçirmek ister.
“Barbie Diyarı”nın egemenliği Barbielerin elindedir. Bizim dünyamızdaki bütün erkek egemenliği sorunları orada bir hiçtir.
Margot Robbie, Klişe Barbie’ye hayat vermektedir. Klişe Barbie’nin endişe edecek hiçbir sorunu yoktur. Günlerinin hepsi mükemmel bir şekilde aynı geçer. Doktor Barbie, Fizikçi Barbie gibi diğer arkadaşları ve Kenlerle parti vererek neşe içindedir. İlham olduğu çocukların gerçek dünyasında da her şeyin bu şekilde mükemmel biçimde işlediğini düşünür. Ta ki evinde bir parti verdiği sırada aklına aniden ölüm düşünceleri gelip mükemmel dünyasında ve bedeninde arızalar çıkmaya başlayana kadar. Barbie, topuklu ayakkabılarını çıkardığında bile artık parmak ucunda duramamaya başlar, duş alacağı zaman suyun soğuk ya da sıcak olduğunu hisseder ki normalde suyun onun için mükemmel olması gerekiyor.
Diğer Barbielere durumunu açıkladığındaysa onlar, gerçek dünyadaki sahibi tarafından hunharca hırpalanmış, saçları kesilmiş, yüzü kalemlerle boyanmış olan Tuhaf Barbie’yi görmesi gerektiğini söylerler. Barbie, Tuhaf Barbie’nin evine gittiğinde Tuhaf Barbie ona teşhisi koyar ve sorunlarının gerçek dünyada onun sahibi olan insandan kaynaklandığını ve eski hayatına geri dönebilmesi için gerçek dünyaya gitmesi gerektiğini söyler.

Ve işte bütün olaylar burada başlıyor.
Barbie, arkadaşlarıyla vedalaşıp lüks arabasıyla gerçek dünyaya doğru yalnız başına yola çıktığını düşünürken birden Ken’in arabanın arka koltuğundan çıkmasıyla aslında bu düşüncelerinde yanıldığını anlar. Bu noktadan sonra film gerçekten başlıyor diyebiliriz.

Gerçek dünyaya vardıklarında Barbie aslında kız çocuklarına ilham vermekten çok onları kalıplara sokmaya çalıştığını; dünyayı bırakın kendisini yaratan Mattel’in yönetici kadrosunda bile tek bir kadın olmadığını ve benzeri olayları kötü bir şekilde tecrübe eder. Fakat Ken için durum böyle değildir. Kenlerin hiçbir vasfının olmadı Barbie Diyarı’nın aksine burada erkek egemenliği vardır ve Ken, bu duruma bayılır. Bunu da Barbie Diyarı’na uygulamak adına Barbie’yi gerçek dünyada bırakarak yola koyulur. Artık Barbie’nin hem kendini hem de yaşadığı diyarı kurtarması gerekmektedir.
Film, Ken’in kendi hayatını Barbie üzerine kurmaktansa kendi yaşama amacını bulması ve kendi kişiliğiyle mutlu olmayı öğrenmesiyle; Barbie’ninse mükemmel hayatından vazgeçerek gerçek dünyaya geçiş yapmasıyla ve yine kendine bir yaşam amacı edinmek istemesiyle bitiyor.
Genel olarak kadınlara ve erkeklere verilen toplumsal rollerin iğnelenmesi, bu iğnelemelerin sadece tek taraflı değil de hem Barbie hem Ken üzerinden yani kadın ve erkeklerin, hepsinin sorunları olduğu üzerinden verilmesi çok güzeldi. Birkaç eleştiride, bu mesajların bu kadar açık şekilde verilmesinin filmin kalitesini düşürdüğünü okudum. Buna katılmıyorum. Artık öyle bir toplumda yaşıyoruz ki daha karşısındaki kişinin ne demek istediğini anlamayan insanlarla dolu, kaldı ki bu filmdeki mesajları anlamayan birçok seyirci de vardı, hal böyleyken mesajları alttan vermek ne kadar gerekli ve doğru bir hamle olurdu?
“Barbie” filmi genç yaşlı her izleyici kitlesi için eğlenceli bir film olmuş. Arada yapılan ince esprileri anlamak da sizi bazı şeyleri düşünmeye itiyor. Oyuncuların performansları da size “Vay be, Ryan Gosling tam bir Ken olmak için doğmuş!” dedirtecek kadar harika.
Son olarak çevirmenleri de ayrı tebrik etmek lazım. Çeviriler üzerinde gerçekten düşünülmüş, şarkılar ve bazı kelimeler Türkçeye çok güzel uyarlanmıştı. “I’m KENough”ı “KENdime yeterim.” ve “patriarchy”yi “ataerkillik” olarak çevirmeleri (Çünkü filmde Ken, egemenlikle atların bağlantılı olduğunu düşünüyor.) en büyük alkışı hak ediyor.
Bence herkes Barbie için bir şans vermeli!
