Bu yazımda Disney+’da yayınlanan Alice Müzikali hakkında birkaç bilgi ve fikrimi dile getirmeye çalıştım. Umarım beğenirsiniz, iyi okumalar.
Alice Müzikali ilk olarak 2019 yılında çıkan bir tiyatroydu. Sosyal medyada ilk duyuruluş tarihi ise 26 Aralık 2018. Enis Arıkan, Serenay Sarıkaya, Ezgi Mola, Merve Dizdar gibi isimlerin yer aldığı tiyatro Alice Harikalar Diyarında kitabından esinlenilerek yazılmış bir senaryoya sahip. Ki beni etkilemesi bu açıdan olmuştu. Hem sevdiğim bir kitap hem de animasyon filminin bir müzikali çıkmıştı ve mutlaka izlemeliydim. İlk çıktığında gerek kostüm, makyaj ve dekorlarıyla gerek oynayan kişilerle ilgileri üstüne çekti. Pırıltılı, şıkır şıkır kıyafetleri ve simli makyajları ile fazlasıyla renkliydi. Sosyal medyada duyurulur duyurulmaz kendisine bir izleyici kitlesi oluşturmuştu bile. Buradaki başarının oyuncuların popülerliği dışında makyözlere ve kostüm tasarımcılarına ve kuaförlere ait olduğuna inanıyorum. Peki, bu tiyatronun farkı ne?
Konusunu ele alacak olursak 18 yaşına yeni girmiş olan Alice, sorunlu bir ailede yaşıyor. Anne ve babası bir iletişimsizlik halinde. Bu ilk sahneden anlatılıyor. Baba, annenin çok konuşmasından ve ilginin onun üzerinde olmasından şikayetçi. Anne ise babanın ilgisine muhtaç. Zira elinde bir şeylerle uğraşan babadan onunla sohbet etmesini rica ediyor ama istediği karşılığı bulamıyor. Alice ise tüm bunlardan bıkmış. Annesine kızgın olduğunu görüyoruz. Babasıyla iletişimi ise annesine göre iyi ama yeterince iyi de değil. Tüm bunlardan sıkılan Alice ise kendisini iyi hissettiği tek yere kaçıyor. Odasına… Sınav stresi bir yandan, ailesi bir yandan, kişilik bunalımı başka bir yandan sıkıştırırken onun hayatta tutunabileceği tek şey ise küçük ukulelesi. Hayattaki hedefini de oracıkta anlayıveriyoruz. Bir şarkı bestelemeye çalışıyor Alice. Bunu da o minicik odasında hayatta kalmaya çalışarak yapıyor. O sırada bir ses duyuyoruz annesinden. “Ukulele çalmak yerine derslerine çalış, sınavların yaklaştı.” diyor. Tüm hevesi kırılan Alice’e bir darbe de babasından geliyor. Annesiyle o kadar zıt fikirlere sahip olan babası, annesinin haklı olduğunu iddia ediyor. Zavallı Alice, bilgisayarını açıyor ve kendisini farklı bir dünyada buluyor.
İşlediği konunun iyi bir şekilde anlatılamadığı ya da bir yere bağlanamadığından şikayetçi izleyiciler. Oysa ben vermek istedikleri mesajları iyi yansıtabilecek bir hikâyeye sahip olduğuna inanıyorum. Açıkçası küçük büyük fark etmeksizin, ‘insanın hayatta kim olmak istediği’ temasının herkese hitap edebileceğine inanıyorum. Hepimizin hayatımızın bir noktasında sınava girme zorunluluğu olmuştur. Bu sınavın adının ne olduğu önemli değil. Günümüzde adı YKS olur, biraz geçmişte YGS / LYS, az daha geri gideriz ÖSS / ÖYS’dir. Fakat format hep aynıdır. Hayatımızın sınavıdır o. Kötü yaparsan hayatta artık geri dönüşü olmayan berbat bir yola gireceğin söylenir. İyi yaptıysan ise sıkıntı yoktur. Bundan sonra seni hayatta hiçbir zorluk beklemiyordur. Armut piş, ağzıma düş misali. Sanki sınav sizin için tek bir seçenek, yol, kadermiş gibi.
Elbette ben de sınav dönemlerinde böyle düşünüyordum. Böyle bir psikoloji içerisine ister istemez giriyorsunuz. Oysa öyle değilmiş. Sınavlarım bittiğinde ve istediğim gibi bir sonuç geldiğinde hayatımda büyük bir değişiklik olmadı. Ailem ve çevremle yaşadığım sorunlar puf olup uçup gitmedi. Görüntüm değişmedi, küçülmedim ve büyümedim ya da farklı bir bedene sahip değildim. Bunların hepsi birer yalan mıydı? Evet öyleydi. 18 yaşındaki gençlerin hayatlarıyla ilgili karar verebilecek yaş ve olgunluğa sahip olarak yetiştirilmediğine inanıyorum. Özellikle böyle bir aile yapısına sahip değiliz. Kararlarımızı bizler adına alan bir anneniz ya da babanız varken birden “o yaşa” geldiğinizde yetişkin olamıyorsunuz. Çoğumuzun yetişkin bedenine sahip birer çocuk/ergen olduğunu düşünme sebebim de budur. Çocuk olmayı aşağılamıyorum. Buradaki mesele yaşamda bağımlılık. Hep birisine muhtaç olma hissi.
İster istemez bir şeyler başaracaksınız. Bu özel yaşamınızda olabilir, işinizde olabilir, okulunuzda olabilir. Örneğin bir ilişkiniz olduğunu ele alalım. Bunu yapabilmeniz hoş ve kendinizi iyi hissetmeniz gerekiyor. Bu noktada bile kişinin kendini yetersiz görmesi, bunu başarabiliyor olmaya inanmama durumu olabiliyor. Kendiyle ilgili alacağı önemli kararlarda ‘çok da önemli olmayan’ insanlara sorabiliyor. Yanlış fikirler ise yanlış sonuçlar doğurabiliyor.
Ben bu anlamda anlatılanları fazlasıyla beğendim. Mizahı yerindeydi. Komedi için saçma şakalara, seviyesiz sözlere yer olmamasına önem veririm. Bunu yapımı da açıkçası böyle buldum. Bunun dışında elbette Merve Dizdar ve Ezgi Mola çok iyiydi. Kendilerinin başka yapımlarını da izleyen birisi olarak söyleyebilirim ki başarısız olmaları söz konusu bile değildi. Zaten son zamanların en iyi kadın oyuncularından birisi olarak düşündüğüm bir addır Merve Dizdar. Kendisine yeterince değer verilmediğine de inanıyorum. Özellikle sadece güzellik algılarına uydukları için seçilen başrol kadın oyuncularının yanında bir altın gibi parıldıyor. Alice’in küçüklüğünü canlandıran Ecrin Su Çoban’ın sesi de pek hoşmuş.
Bunun dışında şarkılardan ‘Kuzey Yıldızı’ kaldı bir tek aklımda. Bir müzikalin daha iyi parçalar seçebileceğine inanıyorum. Bu anlamda eksik bulduğumu söyleyebilirim. Mutfak sahnesi ve Kedi ile Tavşan atışması tatlıydı.
Disney+’dan izlemek yerine canlı izlemeyi tercih ederdim. Kesinlikle daha eğlenceli olurdu. Yine de buna rağmen hoş bir yapımdı. Özellikle ailelerin rahatlıkla tercih edebileceği cici bir tiyatro. Gitmek isteyenlere ya da izleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler!
